ÖZGE YENGEM DEVAM HİKAYESİ BÖLÜM: 4

Ben Esra telefonda seni bosaltmami ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

ÖZGE YENGEM DEVAM HİKAYESİ BÖLÜM: 4
Uyandığımda öğlen saat 12 olmuştu bile. Yatağımın başında duran telefonu aldım, yine zeki telefonumu yakmıştı. Geri arama yaptım zekiye;

– Aloo hacı gülle gece yoğun geçti galiba öğlen oldu len amık…
– Dur be oğlum uyanamadım daha.
– Onu diyorum işte nasıl geçti?
– Konuşuruz sen napıyorsun?
– Ne yapabilirim? Babaannem örgü örüyo ipini tutuyorum. Telefonu nasıl tuttuğumu hiç sorma o konuya girmeyelim.
– Ahaha kolay gelsin.
– Aloowo
– Ne var lan?
– Buluşacaz mı?
– Bakalım duruma ararım seni.
– Tamam kardo görüşürüz. Kız babaanne hadi artık kolum uyuştu…

Telefonu kapatmıştım. Tam biraz daha uyumak için geri yatmıştım ki, gözlerimi araladığımda halam kapıdan bana bakıyordu.

– Uyanamadık mı daha?
– Uyandım da az daha mı uyusam diye düşünüyordum.
– Bence uyuma kalk kahvaltıya annen çağırdı.
– Saat 12 oldu ne kahvaltısı yeni mi yapıyorlarmış?
– E Zeynel sabaha kadar bilgisayarında oynamış annende uyanmasını beklemiş.
– Anladım o zaman bir duş alayım hala iki dakika kendime geleyim.
– Olur canım bende hazırlanayım.

Halam odasına doğru gitti. Arkasından ben de duşa girmek için banyoya girmiştim. Soğuk suyun altına soktum direk kendimi resmen ayılmıştım tamamen. Ilık suyun altında biraz durup çıkmak istediğimde havlu bulamadım. Sağa baktım, sola baktım yoktu. Bende giyinip direk çıktım. Halam ile göz göze geldik.

– Ya çocuğum sen balık mısın? İzmir de sürekli deniz göre göre balık adam oldun galiba?
– Ne oldu hala=
– Islak ıslak giyinmişsin kurulanmamışsın?
– Ya hala havlu yoktu rahatsız etm…
– Bak ya bak lafa bak çok rahatsız oldum Kuzey. Bekle iki dakika…

Odasına geçip havlu getirdi. Kafama sardı saçlarımı kuruluyordu. O zamanlarda maşallah kız saçı gibi saç uzatmıştım. Ayakta yakın temas halinde saçlarımı havlu ile ovalıyor, ıslaklığını alıyordu.

– Bak şimdi daha iyi oldu. En azından ıslak saçla çıkma buranın havası sıcak da olsa belli olmaz.
– Teşekkür ederim hala.

Halasının kuzusu diye yanağımdan öptü ve evden çıkmak için yürüyordu karşımda. Kapıyı açacakken bileği geldi aklıma. Tökezlemiyor gayet sağlamdı.
– Ayağın geçti galiba.
– E tabi doktorumuz Kuzey bey olunca daha iyiyim…
– Sevindim hala…

Tam evimizin merdivenlerini çıkmıştık, kapımızda yan komşumuz sarışın bayan, elinde kek dolu tabakla kapımızı çalıyordu.

– Kuzey bey merhaba bende tam size geliyordum.
– Görüyorum.

Halam ters ters yüzüme bakıyodu. Aman gibisinden ağız işareti yaptım. Kadın oralı bile olmamış heyecanlı, heyecanlı konuşuyordu.

– Kek yaptım da kokmuştur diye getireyim dedim fakat eve yeni geliyorsunuz sanırım…

Kadın yanımda ki halamı görünce suratı düşmüş, hafiften bozulmuştu. E tabi tabiri caizze at gibi kadını yanımda gören ayrı bir kıskanıyordu zaten.

– Evet halamda kaldım da bizde yeni geliyoruz…

Kadın halam kelimesini duyunca tebessüm etti. Halamla tokalaştı merhabalaştı derken annem kapıyı açtı.

Annem;

– Selin hoş geldin kızım.
– Hoşbulduk teyzecim kek yaptım da kokmuştur diye düşündüm.
– Ya ne iyi yapmışsın bizde bir şeyler yiyecektik buyur gel lütfen.
– Afiyet olsun size oğlan evde yalnız ya ben eve geçeyim…

Bu lafın üstüne halam araya girdi:

– Tamam işte benim oğlanla oynarlar gel hadi.
– Peki madem oğlanı alıp geleyim içeriden

Kadın evine gitmiş, halamla biz eve girmiştik. Halam oğluna sarıldı öpüp kokluyordu. Belli ki özlemişti, Simay dershaneye gitmiş, bende odama gidip temiz kıyafetler giymek için kapımı kilitledim. O anda dış kapı çalmış Selin gelmişti büyük ihtimal ile. Ben temiz kıyafetlerimi giyerken annem içeriden bana sesleniyordu sofraya bekliyoruz diye. Odamdan çıktım Zeynel yanıma koştu bacaklarıma sarıldı kucağıma alıp mutfağa doğru yöneldim. Zeyneli seviyor konuşuyordum. Masada ki herkes bana bakarken annem girdi lafa;

– Acaba ne zaman evlenip şöyle bir torun vereceksin bana ne güzelde yakışıyor eline…
– Dur be ne evliliği.

Halam ile Selin gülümsüyordu. Zeyneli yere indirdim ve sofraya geçtim. Kahvaltı tabaklarımız hazırdı bile. Afiyet olsun diyerek başladık yemeye bir yandan annem Seline eşini sordu;

– Eşin çalışıyor mu kızım oda gelseydi?
– Çalışıyor teyze o. Tır şoförü ayda yılda bir geliyor.

Halam girdi söze;

– Sen tek mi kalıyorsun annen baban kayınvalide falan yokmu canım?
– Yok abla ben tek kalıyorum. Onlar İzmir’de. Kayınvalidemler de Samsunda oturuyorlar zaten.
– E sen çalışmıyorsun tüm gün evdesin yani?
– Evet.
– Kız zaman mı geçer öyle.
– Geçmiyor abla da napalım.

Açlıktan kulaklarım düşmüşçesine kahvaltımı yapıyordum. Bir taraftan da ulan bu kadını da siken yok falan aklımdan geçiriyordum. Sonra annem girdi lafa:

– Bak bir şey lazım olursa hiç çekinme buyur gel, zaten torun veremeyecek bizim oğlan bana işin olduğunda, olmadığında çocuğu bırak bana ben bakarım.
– Teşekkür ederim teyzecim tabi getiririm.

Kadın yüzüme bakıp gülüyor, ben oralı bile olmuyor he he dercesine ağız, burun hareketleri ile çorbamı kaşıklıyordum… Selin yüzüme bakıp soru sordu;

– Kuzey kahvaltıdan sonra işin var mı?
– Evet arkadaşımla buluşacağım.
– Hadi ya…

Annem alttan bacağımı cimcikledi canım acımış off diyebilmiştim. Annem girdi lafa:

– Ne oldu kızım?
– Hiç.
– Kızım söyle yapabileceği bir şey varsa yardımcı olur seve seve dimi oğlum?
– Hah? Ya pardon evet tabi. Buyur yapabileceğim bir şey varsa yardımcı olurum ne için sormuştun?
– Bizim evin perdelerini yıkadım da. Takamadım. Onları takar mısın diye soracaktım.
– Ya tabi takarım ne bileyim ben kusura bakma öyle işin var mı diye sorunca…

Halam gülüyordu;

– Dünden kalma daha bizim oğlan ayılamadı kusura bakma selin.
– Yok sorun değil…

Gülüyordu. Değerli okurlar nedendir bilmiyorum ama resmen doyum noktasına ulaşmıştım. Hani eski Kuzey olsa kaçırmaz bu fırsatları hava da kara da sikerdim. Ama Seline bile o gözle bakmıyordum her ne kadar ulan siken yok kocası tır şoförü diye düşünsem bile… kahvaltımızı yapmıştık. Selin kalktı.

– Ben size bir kahve hazırlayayım…

Annem;
– Olur mu tatlım misafirsin sen ben yaparım otur sen.
– Hayır lütfen ne misafiri ben yapayım lütfen. Cezve ve kahvenin yerini söylemeniz yeterli.

Mutfakta bangoya ilerledim. Kahve makinasının düğmesine bastım.

– Ne kavga ediyorsunuz ya kendisi yapıyor zaten…

Halam kahkaha atıyordu. Kız gülümseyerek;

– Peki servis edeyim o halde.

Ben koltuğa kuruldum televizyonu açtım. Zeynel yanıma geldi. Selinin çocuğu daha küçüktü emekliyordu orta yerde. Zeynel dizime oturdu. Bende Selinin oğlu ile oynamaya çalışıyor gel gel yapıyordum. Yanıma geldi onuda diğer dizime aldım ikisini de seviyordum. Üç kadın üçü de hayran gözlerle bana bakıyordu. Anneme döndüm ve;

– Kedi gibi bakma daha zamanım var benim.

Selin kahveleri servis ediyordu. Çocukları kucağımdan indirdim. Zeynel odama gitmişti bilgisayar başına, Selinin oğlu da yerde dönüp duruyodu. Selin kahveyi vermek için eğildiğinde süt bankası gibi göğüsleri askılıdan taşıyor, beyaz sütyeni belli oluyordu. İster istemez gözlerim dimdik onlara dikelmişti. Selin de bunun farkına varmış olmalı yüzüme utangaç bir şekilde bakıp belini doğrultmuş, açılan göğüsleri kapanmıştı. Uzattığı kahveyi aldım ve teşekkür ettim;

– Teşekkürler oğlanın adı neydi selin?
– Hamza?
– Çok yaratıcı isim küçücük çocuğa hamza adını mı verdin?
– Ben vermedim Babası koydu adını.
– Hadi ya HAMZA küçücük çocuğa hamza diye seslenince dayıma sesleniyomuş gibi geliyor diyerek gülmüştüm ama Selin bozulmuştu.
– Şaka yapıyorum ya bozulma hemen. Hamza gel bakalım kereta…

Kahveyi kenarıya koyup onunla oynuyordum. Halam Selin ve annem yemek masasında kahvelerini içiyor sohbet ediyordu. Aşağıdan korna sesi duyuldu. Bize değildir diye oralı olmadım ama ikinci seferde abandı resmen kornaya.

Annem;

– Of kim bu böyle ya.

Balkona çıkıyordum;

– Anlarız şimdi.

Balkonda çıktım ve bağırdım;

– Ne abandın be kardeşim kornaya!

Aşağıda ki araba Zeki’nin janjanlı pejosuydu. kapısını bile açmadan üstünden atladı arabanın el kol hareketleriyle;

– Alooow hacı gülle, arıyom arıyom açmıyon hayırdır bana iş mi koyyon?
– Oğlum deli misin ne abanıyon kornaya?
– Sesimi duyurmak için.
– Ne var la ne oldu?
– Hadi gidek bak üstümdekini babaannem örmüş nasıl?
– One lan?

Yaz ayında çocuk süveter giymiş çıkmış kısakollunun üstüne.

– Ya oğlum mal mısın çıkart şunu kızamık olacan yaz ayında salak herif.
– Oğlum çıkartmasam mı?
– Üşüyor musun?
– Yok da çok seksi yaptı bu beni…

İki elini başının arkasına bağlamış kırıta kırıta etrafında dönüyordu. Balkondan annemin terliğini alıp fırlattım ona doğru. Süveterine sümük gibi yapışmıştı terlik. Ahh diye yığıldı kaldı yere.

– Salak çocuk çıkart şunu.

Zeki acı çekiyormuş gibi kıvranıyordu yerde…

– Lan kalk amk öldürdü mü terlik.
– Ameliyat yerim aaahhh.

Sırt üstü yere yatmış acı çeker gibi kıvranıyordu.

– Lan?

İçeriye koşarak uçarcasına açtım kapıları içeridekiler arkadamdan bakakalmıştı. Yalın ayak hızlı hızlı merdivenleri üçer beşer iniyordum. Zekinin yanına koştum yanına diz çöktüm.

– Lan ne oldu ameliyat yerine mi geldi? İyi misin oğlum?

Zeki ellerimin arasında ki kafasını hafif kaldırmış gözlerini açmıştı.

– Hacı gülle illa aşağıya inmen için ölü taklidi mi yapmam gerek.
– Ya amına koyayım senin bir şey oldu sandım.
– Yok be ne olcak amına koyayım. Geçti gitti izi bile kalmadı bak.

Süveter ile birlikte tişörtünü sıyırmış, ameliyat izini gösteriyodu.
– Tamam azıcık belli oluyo da seksiliğime mani değil.

İkimiz yere oturmuş arabasına yaslanmıştık. Yara izine baktıktan sonra gözlerim balkona çevrildi. Bizimkiler balkondan bize bakıyordu. Zeki’ye döndüm;

– Rezil olduk amk kalk çıkart şu süveteri gel eve giyinip çıkalım.

Zeki balkona bakarken oturduğu yerden kalktı. Anneme el sallayarak;

– Merhaba hacı güllenin güzel annesi, size de merhaba sarı şekerler naber?
Annem;

– Zeki? Oğlum sen nerden çıktın gelsene yukarıya.
– Yok teyze gelmiyeyim hiç kuzeyin oğlunu almaya geldim.
– Olsun oğlum gel bi yüzünü görelim.
– Geleyim bari.

Zeki beni bırakmış eve doğru yürüyordu. Arkasından seslendim;

– Alooo?
– Aaa hacı gülleyi unuttuk.

Geri döndü oturduğum yerden elimi tutup kaldırdı. Beraber eve doğru ilerliyorduk.
Zeki;

– Annen sanki tombişko olmuş biraz.
– He ya kilo aldı.

Eve çıkmıştık. Zeki salona gitmiş annemin elini öptü konuşuyorlardı. Odama gittim üstümü değiştirdim. Salona girdiğimde annem Zeki’yi ahiret sorularına çekmiş. Yazık Zeki de ses etmeden kuzu kuzu cevaplıyordu.

– Zeki hadi gidiyoruz.

Zeki oh be dercesine yüzüme bakıp şeytanca gülüyordu.

– Ama dur Selin gel perdeleri takalım hazır Zeki de buradayken.
– Ya süper.
Zeki sessiz bir ses tonuyla bana sokuldu

– Neyi nereye takıyoruz gene hacı gülle?
– Öyle değil oğlum perde asacaz perde normal perde.
– Haaaaa tamam.
– Sapık herif ya.
– He de bana diyene bak hele.

Selin hamzayı kucaklamış geliyordu Zeki ona doğru gitti hamza’ya şirinlikler yapıyor, salak salak sesler çıkarıp aldı kucağına. Selin önümüzden gidiyordu.

Ben;
– Anne görüşürüz, hala haberleşiriz.

Çıkıyorduk evden dış kapıya geldiğimiz de Selin anahtarları düşürdü kapısını açmaya çalışırken ve eğildi. Zeki o götü görünce eliyle nefis işareti yaparak kafasını sallıyordu bana bakıp. Ona bakıp güldüm. Selin kapıyı açmış, içeriye girmiştik.
Selin;

– Perdeler salonda buyrun geçin ben hazırlayıp vereyim size. Sandalye isterseniz orada var.

Zeki;

– Gerek yok sarışın sen ver perdeleri.

Bir köşeye ben bir köşeye Zeki geçmişti. Selin’i beklerken etrafımıza boş boş bakıyorduk. Şık bir evi vardı. O sırada selin geldi. Bir perdeyi benim elime diğerini Zeki’ye verdi. İkimiz de deve tabanı gibi olduğumuz için perdeleri takmaya başladık. İkinci kısma geçtiğimiz de Zeki kollarını sallıyordu.

Selin;

– Zekiydi değil mi?
– Benim.
– Yorulduysan dinlenebilirsin.
– Yok ya bende hacı güllenin kaslar yok, zayıf düşüyorum.
– Haahaa.

Kadın bana bakıp gülüyor, Zeki ‘’seni gidi seni’’ dercesine kafasını sallıyordu. Perdeleri taktık artık çıkacaktık.

Selin;

– Cezveden bir türk kahvesi yapayım da içelim. Çok teşekkür ederim yordum sizleride.
– Yok canım ne yorulması. Sen taktın cezveye yap hadi içelim.

Zeki ağzını büzdü;

– Ben içmem.

Selin ona döndü;

– Başka bir şey yapayım?
– Olur. Karamel makiato var mı?

Zeki’nin kafasına vurdum tokadı.

– Ananın evinde de karamel makiato mu içiyodun Zeki.
– Evet.
– Ananın evi değil kardeşim misafir umduğunu değil, bulduğunu yer demişler.
– Vaay atasözlerinden gidiyoruz. Peki neskafe içeyim bari türk kahvesi acı oğlum içemiyom napayım.
Selin;

– Hahaha tamam tamam neskafe yapıyorum sana.
– Teşekkürler şekerim…

Zeki bacak bacak üstüne atmış telefonuyla oynuyodu. Bacağına vurdum, ne var gibisinden bana bakıyordu.

– Oğlum saf mısın sen?
– Ne va be hacı gülle?

Eline telefonu tekrar aldı oynuyordu. Bende selin’e bakıyordum gerçekten harika bir fiziği vardı. Zeki girdi lafa;

– Kız sarı?

Selin Zekiye döndü;

– Efendim Zeki?
– Bizle gelmek ister misin?

Zekiye şaşkın gözlerle bakıyor, ne yaptığını anlamıyordum.

Selin;

– Sizle gelmek mi?
– Evet
– Nereye?
– Hacı gülleye antalyayı gezdiricem biraz gel sende bizimle.
– Ya bilemedim.

Selin yüzüme bakıyor, benden davet bekliyordu.

– Yani iyi olur aslında. Az önce pek gezemediğini söylemiştin senin içinde değişiklik olur gel istersen.
– Ya çok teşekküler ama Hamza?
– Ben onu hallederim geliyorsun değil mi?
– Evet geliyorum.
– Ver kahveyi ben yaparım sen git hamzayı hazırla anneme bırakacaz çıkarken.
– Ama annene sormadık?
– Ya sen hazırla kadın torun diye ölüyor gördün.
– Ahaha haklısın bak.

Selin çok mutlu olmuştu. Zeki kalktı yanıma geldi.

– Hacı gülle.
– Zeki neler var aklında Zekiiii!

Zeki dudaklarını sıkıyor, beliyle pompa pompa diyerek hareket çekiyordu…

Ben Esra telefonda seni bosaltmami ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Bir cevap yazın